|
|
June 22
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

YUNUS’UN KARNINDA
Yunus (a.s.), kuyunun koynunda Yusuf (a.s.) kederin,
kimsesizliğin ne olduğunu senin kadar bilebilir mi?
Ateşlere atılan İbrahim (a.s.) senin atıldığın ateşlere
dayanabilir miydi? Firavun zulmüne maruz Musa (a.s.),
kavminden gördüğün zulümlere sabredebilir miydi?

Yeryüzünde tek başına Âdem (a.s.) yalnızlığın acısını
senin kadar çekmiş midir?
Hızır senin yolculuğuna dayanabilir mi?
Rabbül Âleminin huzuruna bütün yaratılmışlar
adına çıkan, Rabbül Âlemin adına âlemlere Rahmet
olarak inen kul ve elçisin sen…
 Esen rüzgârlar, kıpırdayan yapraklar, yağan yağmurlar,
ışık saçan güneş, parlayan şimşekler, dönen yıldızlar,
raks eden kehşanlar, çekirdek etrafındaki elektronlar,
çekirdekle elektron arasında dolu âlemler;
senin elest bezmindeki hamd zikrinin coşkusuyla
çağlıyorlar çağlardan beri… “An” ların olmadığı zamanlar
nurun vardı, bütün “an”larda var,
“an”sız sonsuzluklarda var olacak.
 Mekânsızlık mekânı, mekânın bütün kesitleri,
kesintisiz mekânlar sensiz değil seninle.
“An”larda varlıkla yokluk arasında titreşip duran mekân,
elest coşkusu ve yokluğa yuvarlanma arasında gidip geliyor.
“Bela” demeseydin kim var olurdu?
 Gülü görebilir, bülbülü dinleyebilir, rüzgârla nefeslenir,
yıldızlarla yaldızlı gökyüzünü seyredebilir miydik?
 Her “an” senle doğuyor, sensizlikte ölüyor…
Kutlu doğum, mutlu ölümün öncüsü sensin…
Sensizlik Yunus ve Yusuf kederlerden daha büyük bir keder,
ayrılığın İbrahim ateşlerden daha yakıcı,
Âdem yalnızlığından daha büyük bir yalnızlık
seninle olmamak…
 Nurun gelmezse ne kâinat ayakta durabilir, ne de kalpler…
Semavat ve arz tesbihatına dâhil oluyor,
kalpler duana âmin diyor… Yaratılış ağacının tuba-i cennetisin; Peygamberler köklerin, veliler meyvelerin…
 Dermansız dert; seni kâinatla birlikte bilmemek, kâinatı sensiz bilmek… En büyük şifa sünnetine sarılmak,
gönlü kevserinle yıkamak…
 Günah kirlerinden arınmak,
hevadan soyunup takvaya kuşanmak,
zihin zindeliği duygu duruluğuyla salât ve selam getirmek;
sana vuslatın muştulu habercileri…
 Karanlık kâinatı kandilinle seyretmek; her bir nesnede,
her bir hadisede ayrı güzellikleri görmek,
gönlü gül bahçesine çevirmek demek…
Yılda bir hafta gül dağıtmak seni anmak ve anlamaktan uzak…
Sense bize hep yakınsın…
Yakınlığın olmasa yakinimiz olur muydu?
Rahman ve Rahim olan Allah’ı Kur’an ve kâinatla
birlikte anmaya ve anlamaya…
 Kederlerden kurtulmak, dertlerden dermana erişmek,
şifa bulmak, yalnızlıklarda yanmamak,
zulümlerden necat bulmak; kalpleri kandilinle aydınlatmanın,
mekânda ve “an”da elest hamdini duymanın
sonsuz mutluluğu…
 Daralan dünyanın, kararan kalplerimizin geniş güneşi…
Yusuf yürek, Yunus nida ile İbrahimi bereket duasını
kâinatın zerreleri, Kur’an’ın harfleri ve kelimeleri
adedince sana salât ve getirerek ediyoruz
Ya Resulallah (a.s.m.)…
 Yokluğun boşluğunda bizi boş çevirme. Elestte yokluğa yuvarlanmaktan kurtardığın gibi dünya ve ahiret
yokluklarında da şefaatçimiz ol. Çünkü sen, “
Ol” diye hükmeden Hâkim-i Zülkemal’in
Rahmet Peygamberisin…
 | | | | | | | | | | | | | | | April 14
|
|
BİZİM DE GECE HAYATIMIZ OLMALI
|
|
|
|
  
|
Senin mutlaka gece hayatın olmalıdır.
Peygamberani deyişle, bir süt sağımı kadar da olsa
gece uyanık olup, ALLAH -u Teala’nın huzurunda bulunmalısın. Diğer insanlardan farklı olarak,
uykunu bölüp huzura varmalısın.

 Bil ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur.
Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği bir şeyi yoktur.
Gece senin feyizle dolduğun,
gündüz ise bu feyzi başkalarına aktardığın vakittir.
Dol ki, boşaltacağın bir şeyin olsun.
Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp
kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır
ve mekandır gece.
Görmüyor musun? Bin aydan daha hayırlı olan vakit,
gündüz değil gecedir.
Resulullah (sav)ın şu yalan dünyadaki
en yüce ve mutlu anı olan Mirac,
gece vuku bulmadı mı?
Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar
bekleyip durduğu vakittir.
Gece samimiyettir, gece sımsıcaktır.
Gecenin, yani yalnızlığın riyası yoktur.
Herkes uyurken kalk, bir abdest al soğuk suyla,
Rabbinin huzuruna var, boynunu bük…
Ona bir şeyler mırıldan, isteklerini sırala…
Gecenin nasıl iletken olduğunu göreceksin.
Radyo dalgaları bile gece daha iyi çeker.

 Bütün bunlar olup biterken,
gecenin bunca avantajları varken,
senin geceyi baştan sona uykuyla geçirmen
ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır. . .
Biz gençlerin teheccüdlü dualı
Kur'an'lı gece hayatları olmalı

|
  
|
| April 13
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İlâhî! Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem, ve âline
rahmet gönder. Îmânımızı, îmânın en olgun ve yüce derecelerine ulaştır. İnanç ve akîdemizi de, akîdelerin en fazîletli noktasına eriştir. Niyetimizi, niyetlerin en iyisine,
amelimizi, amellerin en güzel noktasına yücelt.
İlâhî! Kendi Lütfunla bizim niyetimizi olgun, saf ve berrak kıl.
İlâhî! İnancımızı sağlam ve sabit kılarken,
Kudretinle de bizden doğmuş kötülükleri ıslah buyur.
Ey Yüce Rabbim! Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem, ve âline
rahmet gönder. Gölümüzün sürekli meşgul olduğu azığını yeterli kıl. Zamanımızı, yalnızca yaratılış sebebimiz olan
şeylerde harcat. Bizi Sen'den başkalarına yakarıcı kılma. Bizlere Rahmet sofranı yay. Bizi mal, mülk, mevki ve şöhret hırsından koru. İzzet ve şerefimizi, kibir ve gururun peşinden dolanan
bir tutkun eyleme. Bizi Kendi kulluğuna râm kıl. İbâdetlerimizi, kendini beğenmişlik içinde yok etme. Bizim elimizden insanlara hayr yönelt. Ellerimizin insanlara hep hayr verici olmasını dilerim. Bize Yüce Ahlâkı bağışla. Bizi, kendini beğenmişlikten ve kendini övmekten sakındır.
İlâhî! Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem, ve âline
rahmet eyle. Senin dîninin yerine sapık yöntem ve yollar edinmeyeceğiz; Senin Hakk olanyolundan sapmayacağız!
Hidâyetine erişmeyi bizim için de kolaylaştır. Bizi, ömrümüz olduğu sürece, Sana itaat yolunda bir hizmetkâr olarak yaşat.
Rabbim! Bizim hakkımızda: Kincilerin şiddetli kinini sevgiye, Islah ehlinin kuşkularını güvene, Yakınların düşmanlığını dostluğa, Akrabaların geçimsizliğini iyiliğe, Akrabaların umursamazlık ve önemsemeyişlerini yardıma, Yalnızca hoş sohbetlere dayalı arkadaşlıkları gerçek dostluğa, Hakaret ve hafife almaya dayalı arkadaşlığı samimiyete, Sitemcilerin acı veren korkularını
tatlı bir güvenceye çevir.
İlâhî! Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem, ve
âline rahmetini gönder. Bize sitem edene karşı dilimizi; Bizimle savaşan düşmana karşı elimizi; Ve küfürde inatlaşana karşı da imânımızı muzaffer kıl. Bize tuzak kurana karşı tuzağımızı;
zulmetmek isteyene karşı gücümüzü;
biziayıplayarak bizi sövene karşı,
onu yalanlayıp, ona karşı durma gücünü
vebizi tehdit edene karşı selâmetimizi bize bağışla.
Allah 'ım! Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem, ve âlinden
rahmetini esirgeme. Bize karşı hile, ihanet ve sahtekârlıkla davranana,
ihlâs ve öğüt ilekarşılık vermeyi;
bizden uzaklara kaçana da
iyilik ve hayr ile yaklaşmayı ihsan eyle. Bizi umutsuzluğa düşürene bağışlama ile;
aleyhimizde gıybet edene, onu hayr ile anarak
karşılık vermeyi nasîb eyle. İyiliğe karşı şükrü, kötülüğe karşı direnmeyi
de nasîb eyle.Rabbim! Bizi, Adaletinin yaygın sofrasında sâlihlik elbisesiyle süsle. Öfkesini yenen; Fitne ve düşmanlık ateşini söndüren; Bireyleri toparlayan; Halkın arasını bulan; Mü'minlerin ayıplarını örtüp, iyiliklerini açıklayan; Yumuşak huylu; Alçakgönüllü; İyi davranışlı; Vakar sahibi; İyi ilişkiler içinde bulunan; Öncelikle fazîleti arayan; Ni'metlere şükretmesini bilen; Ne kadar zor olursa olsun, her zaman ve her yerde
Hakk'ı söyleyen; Hareket ve sözlerinde - İslâm'a uygun olduğu sürece -
ısrarlı olan; Hayrı çoğaltan; Çok olan şerri azaltmaya çalışan; ... ve diğer tüm iyi niteliklere sahip kullarının elbisesini giymeyi, onlargibi olmayı bizlere de nasîb eyle. Bu vasıfları da Sana kulluğun devamı ve
olgun bir görüş sahibi olma yolunda kullanmayı nasîb eyle.
(devam edecek)
| | | | | | | | | | | | | | |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Allah 'ım! Şeytanın kalbimize ektiği ve yerleştirdiği şüpheyi,
kuşkuculuğu, kıskançlığı Senin Azametini anmaya Senin Kudretini tefekkür etmeye ve Senin düşmanlarına karşı tedbir almaya yönelik bir biçime çevirmeni ve bizebu gücü bağışlamanı niyâz ederim. Şeytanın dilimize yerleştirdiği kötü kelimeleri; Hoş olmayan sözleri; Irza, nâmusa sövmeyi; Bâtıla tanıklık etmeyi; Hazırda olmayan bir mü'mini çekiştirerek gıybet etmeyi; Hazır olana da kötü söz söylemeyi ve buna benzer
bütün kötü ve çirkin davranışlarımızı Seni Hamd ve Senâda yoğunlaşma yolunda titizlik
ve çaba göstermeye; Ni'metlerinin değerini bilmeye; İhsânını itirafa ve Ni'met ve İhsanlarına şükretmeye yönelt
ve kendimizi bu şekilde
değiştirebilme gücünü ihsân eyle.
Allah 'ım! Bize hidâyete eren bir mantık ve takva düsturlarını içeren
bir ilham bağışla. Huy ve kişiliğimizde en temize ulaşma yolunda bize
başarı ihsân eyle. Bizleri en beğendiğin işlerde görevlendir. Bizlere o en doğru yolda, Sırât-ı Mustakîm'de
yürümeyi nasîb eyle. Bizlere Senin nizâmını hayatıma uygulamayı, hayata aktarmayı ve gerekirse yıne Senin nizâmın uğrunda ölmeyi nasîb eyle.
İlâhî! Bütün bu dilediklerimi Kudretinle yarat. Korktuğumuz şeylerden de İzzetinde bir sığınak bağışla.
Yâ Rabbî! Bizi Gücünle koru; evimizi yoksulluk ve dar geçimlilikten koruyarak, bizi kullarına el açar minnet duyar duruma düşürme.
İlâhî! Biliyorum, boyun eğilecek, el açılacak tek merci Sensin. Bizleri Sana boyun eğişimizde başarılı kılarken, kullarının şerrinden uzak tut. Sana çok hamdetme gücü ver.
Allah 'ım! Ömrümüzü mağfiretinle sona erdir. İsteklerimi Rahmetinle gerçekleştir. Yolumuzu, hoşnûd olduğun hedefe giden bir yol yap. Amelimizi bütün hayatımız boyunca iyiliğe yönelik kıl.
İlâhî! Gaflete düştüğümüz zamanlarda
Seni anmak için bizi uyandır. Bizleri, ömrümüzü sana ibâdet ederek geçirenlerden eyle. Senin sevgine varan yolu aydın bir biçimde
görme yeteneğini bize ihsân eyle. Bana dünyada ve âhirette hayr ihsân eyle.
İlâhî! Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem, ve âline ve ashâbına rahmetini ulaştır. Sen, O'ndan önce bazı kullarına Rahmetini ulaştırdığın gibi, O'ndan sonra da bazı kullarına Rahmetini ulaştıransın.
Bismillâhirrahmânirrahîm Rabbimiz; bize dünyada iyilik ve âhirette de iyilik ver
ve bizi ateşin azâbından koru...
AMİN....!!! AMİN...!!! AMİN...!!!

| | | | | | | | | | | | | | |
April 12
|
|
  GECELER  
|
|
|
|

Neden geceleri korkar insan?Neden ürperir? Gece, neden sadece karanlık demektir kimilerine göre: Uyku demektir ya da kötülük.
Neden harcanır geceler? Zamanın yararsız bir kısmı gibi çöpe atılır. Rabbimizin belirttiği gibi bir dinlenme vaktidir elbette.
Ama keyifle geçirilecek, başından sonuna kadar yatılacak kadar da değersiz değildir.
Gece, Rahman’ın dünya göğüne tecelli ettiği saatleri taşır içinde. Her duanın kabul edildiği,
tövbe edenlerin affedildiği anlardır o saatler.
Yüreği geceden daha kara olanlar,
fırsat bilirler karanlığı, kötü emelleri için.
Oysa gece masumdur. Yakarışları taşır bağrında,
sessiz akan gözyaşlarına şahit olur. İçten yapılan dualara,
istiğfarlara.
Karanlık sanmayın sakın geceleri. Aydınlıktır geceler.
Aydan, yıldızlardan daha parlak,
müminin yüreğinde ki nur aydınlatır onu.
Gece mümini sever, mümin geceyi.
İbadeti neşedir gecenin.
Ağlayarak secdelere kapanmanın hazzı yaşanır,
karanlığın o kuytu yerlerinde.
Birilerinin kötülüklerini karanlıklarda saklamasına inat,
en halis, en temiz ibadetler saklanır insanlardan.
Riyasız, gösterişsiz, mutmain ameller yapılır
gecenin derinliklerinde.

Riyasızdır gece. İçten ve samimidir.
Ve öylelerini misafir eder saatlerinde.
Ve, sıcak yataklarını sırf Allah rızası için terk edenler,
sabahlara kadar deliksiz uyuyan,
uzun rüyalar gören kişilerden,
daha dinç başlarlar güne. İstiğfarları doldurur
seher vakitlerini.
Ve güneşten daha parlak doğarlar güne.
Gündüz korkutmaz artık onları.
Allah’a isyanla kararmış olan gündüzler,
gecelerini aydınlatanların nuruyla dolar.
Gece başlayan ibadetler devam eder gün boyu.
Ve zaman şahitlik eder zamanın kıymetini bilenlere.
Gece ve gündüz şahitlik eder.
Asra andolsun ki insan ziyandadır…
“Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek
ve kıyama durarak gönülden itaat eden, ahiretten sakınan
ve Rabbinin rahmetini umut eden (gibi) midir?
Deki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?
Şüphesiz temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler.”
(Zümer: 9)
Yoksa hâlâ karanlık mı geceleriniz?
|
ALLAHA EMANET OLUN DEĞERLİ KARDEŞLERİM..
  ZeYnEp  
|
|
|
|
http://zsenturk54sspace.spaces.live.com |
| | |
April 06
|
|
EVLİLİK VE İLETİŞİM
|
|
|
|
Küsüm küssün küsüz
 
Bugün birliktesiniz diyerek kıymetini bilemeyebilir ve en ufak bir şeyde kalbini kırabilirsiniz eşinizin. Kusurlarını hoş görüp ciddi küslüklerden uzak durmak, ona güzel sözlerle hitap etmek, beklentilerine kulak vermek ve kıymetini bilebilmek nedense yanımızdayken tüm sevdiklerimize karşı ihmal edebildiğimiz davranışlar arasında. Bu ihmali eşimize yaptığımızda ise sonuç hem bizi hem de ailemizi ilgilendiren boyuta ulaşabiliyor. Zira ilgi, sevgi ve hoşgörüden yoksun bırakılıp kıymeti bilinmeyen eşler zamanla moral bozukluğunu çevresine yansıtabiliyor; bu da aileyi olumsuz etkiliyor.   Ailenize ne kadar değer veriyorsunuz? “Bana bu hatayı nasıl yapar; onunla şöyle bir hafta küs durayım da kendine çeki düzen versin” şeklinde küsme eğiliminde bulunan eşler evliliklerinde yaşayabilecekleri belki de en güzel yedi günü israf etmiş olmuyor mu böylece? Ona gerçekten çok kırıldığınızda duygularınızı küs durarak hissettirmeye çalışmanız ilişkinizi yıpratabilir. Dargınlık anında arada iletişim de yoksa eşlerin her biri kendince bir yorum geliştirebiliyor ve ne yazık ki bu yorumlar genellikle birbirlerinin aleyhine oluyor. Kötü zanla hareket edildiğinde ise olumlu iletişimin yolu kapanmış oluyor.

Şebnem Hanım’ın elli yıldır mutlu bir evlilik sürdüren babaannesinin kendisine evlenirken veriği tavsiye dikkate değer mahiyette: “Yavrucuğum, sakın uzun süre küs durmayın. İlk dönemlerde sorunlar yaşanabilir. İyi niyetli olur ve uzun dargınlıklardan kaçınırsanız zamanla birbirinizi daha iyi tanırsınız. Evliliğiniz rayına oturur.” Şebnem Hanım ninesinin tavsiyesini dikkate aldığını ve belki de bu nedenle evliliğinin kritik uyum dönemini daha az sıkıntıyla geçirdiğini bildiriyor.

Eşinize uzun süre dargın durmayıp ona hoşgörüyle yaklaşabilmek için zihninizdeki olumsuz fikirlerin yerine, biraz düşünerek olumlularını koymak gerekiyor. Eşinizin hangi özellikleri sizi çok mutlu ediyor? Başkalarında olmayıp onda bulunan güzellikler neler? Bugün, evliliğinizi, birlikteliğinizi beslemek, güçlendirmek için neler yapabilirsiniz? Sahi evinizin günlük temizliği, saçınızın haftalık bakımı, arabanızın yıllık kontrolü… derken çok daha önemli varlığınız olan eşinizin ve onunla yaptığınız evliliğin bakımı adına bir şeyler yapmayı düşündünüz mü? Evliliğinizde güzellikleri artıracak nitelikteki eserlerden birkaç satır olsun okuyabildiniz mi? Tüm bu sorulara vereceğiniz cevaplar evliliğinizin ve eşinizin sizin için önemiyle paralel olacaktır.

Kıymeti bilinmeyen eş çabuk yıpranır Evlilikte eşlerin birbirinin kıymetini bilememesi, ilişkilerini yıpratması aslında her ikisi için de bir sıkıntı vesilesidir. Kişinin hayat boyu hatta ahirette de birlikte olacağı eşini üzmesi, incitmesi, ona yük olup taşıyabileceğinden fazlasını istemesi hiç de akıllıca bir davranış değildir.

Çevremizdeki yaşlı çiftlere baktığımızda
eşlerin birbirlerine yaşlılıkta daha fazla
ihtiyaç duyacağını gözlemleriz. Bu nedenle önemli olan, henüz gençken eşinin değerini bilmektir.
Yılların meşakkatini göğüslemiş, Allah için sabretmiş olan
eş gereğinden fazla yıprandığında
ve erken yaşlandığında artık yapılacak çok fazla
şey kalmamış olabilir. Ailede huzursuzluğun kısa vadede önemli sonuçlarından
biri ise psikolojik sorunlar.
Eşinden yeteri kadar ilgi ve sevgi göremediğini düşünen
eşler moral bozukluğu yaşıyor
ve ailesi için verebileceği çok güzel nitelikleri olsa da
bunları mutlulukları için kullanamaz hale gelebiliyor.

Kırgınlık hali eşlerin davranışlarına negatif etki yapacağından ailede huzursuzluk baş gösteriyor.
Karşılıklı ilgi eksikliği ise
giderek yuvada birliğin bozulmasına zemin hazırlayabiliyor.
Böyle bir ortamda ruhsal veya fiziksel hastalıklara
yakalanma olasılığı ise daha yüksek.
Öte yandan birbirlerini seven, koruyup kollayan
ve birbirlerinin değerini bilen
eşlerden oluşan ailelerde,
üzüntü ve dargınlıklar yaz yağmuru misali
kısa süreli ve geçici oluyor.

Unutmayalım ki Allah’ın huzurundan kovulmuş olan
düşmanımız en çok eşlerin arasını açmak için uğraşıyor.
Buna karşı Allah’ın yardımını da isteyerek
eşinizin değerini bilmeniz ve küslükleri
uzun tutmamanız en etkili savunmanız olabilir.
Sevdiklerimiz hayattaysa ve birlikteysek
buna şükretmeye, bize verilen nimetin hatırına
küçük hataları hoş görmeye,
birbirimizin değerini daha iyi bilmeye
değmez mi?

Kişinin kadri eldeyken bilinmez; Yerinde gevhere rağbet kılınmaz. (İbn Kemal)
zsenturk54sspace.spaces.live.com |
|
|
|
ZeYnEp
|
ALLAHA EMANET OLUN |
| | |
March 24
|
SAMİMİYET
Samimiyet, insanın içiyle dışının bir olması, kalbinde hissettiklerini karşısındaki insana olduğu gibi yansıtması, alabildiğine dürüst, açık ve net olmasıdır. Kişinin gerçek düşüncelerini ve gerçek kimliğini hiç saklamadan, hiç hesap yapmadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan açıkça ortaya koymasıdır. Samimiyetin önemli bir özelliği ise, kalpte yaşanmadığı takdirde hiçbir şekilde taklidinin yapılamamasıdır. Samimi insanın tüm tavırları doğal ve içinden geldiği şekildedir ve bu doğallık da insanlar üzerinde çok derin ve olumlu bir etki oluşturur. Samimi insanın bakışları, konuşması, üslubu, mimikleri çok doğal ve etkileyicidir. Samimiyetin en önemli özelliği, gerçek manada yasandıgı takdirde hiçbir şekilde taklit edilememesidir.
Samimiyetin Gücü Pek çok insan samimiyetin bu gücünden ve etkisinden habersizdir. Bu nedenle de, ancak samimiyet ile kazanılabilen bu özellikleri çok farklı tavırlarda ararlar. Kimi insanlar karsılarındaki kişileri etkilemek için yapmacık tavırlara başvururlar. Karsılarındaki kişinin en çok hangi tavırlardan, hangi düşüncelerden etkileneceğini düşünüyorlarsa, içlerinden gelmediği ya da o şekilde düşünmedikleri halde, karsı tarafı hoşnut edebilmek için o şekilde görünmeye çalışırlar. Her insanın birbirinden çok farklı karakter özelliklerine sahip olması nedeniyle de, herkesin yanında farklı bir kişiliğe bürünmeye, farklı tavırlar sergilemeye, farklı düşünceleri savunuyormuş gibi görünmeye çalışırlar. Oysa bu samimiyetsiz yaklaşım onları ikiyüzlü davranmaya yöneltir. Öte yandan içten gelmeyen bu yapmacık tavırlar, kişinin gerçek karakterini yansıtmadığı için karsı taraf üzerinde de beklenilen etkiyi oluşturmaz. Hatta tam tersine iticilik, soğukluk ve uzaklık meydana getirir. Bu kişinin gerçek kişiliğini gizlediğini ve her tavrının yapmacık olduğunu bilmek, karsısındaki kişi üzerinde bir tedirginlik ve güvensizlik oluşmasına neden olur. Yapmacık tavır, Kuran ahlakının dışında bir yasam çizildiğinde ortaya çıkar. Bu da kişileri Allah'ın rızasını değil, insanların rızasını gözetmeleri dolayısıyla kayıpta olan bir yasama sürükler. Yüce Rabbimiz Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını affetmeyeceğini Kuran'da söyle bildirmiştir: Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a sirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)Allah Kuran' da, kendilerini insanların rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaya adamış kişilerin durumunu ise söyle bir örnekle açıklamıştır: “Allah (ortak kosanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Samimiyet Allah Korkusu ile Kazanılır
Allah'ın Kuran'da bildirdiği gerçeklerden uzak yaşayan cahiliye insanları, samimiyetsizliğin Allah Katındaki ve insanlar üzerindeki karşılığını gereği gibi düşünmedikleri için yapmacık tavırlara bürünmekte bir sakınca görmezler. Yapmacıklık, Kuran ahlakını yasamayan insan karakterinde sık sık görülebilmektedir. Bu tür insanlar, arkalarından konuştukları, aslında hiç hoşlanmadıkları, saygı duymadıkları insanların yüzlerine karsı ortak menfaatleri nedeniyle, sahte bir sevgi ve ilgi gösterebilirler. Çekinmeden birbirlerine yalan söyleyip aldatabilir, bir insan hakkındaki olumsuz kanaatlerini gizleyip, sorulduğunda tam tersi yönde bilgi verebilirler. Oysa Kuran ahlakını yasayan bir insan bu tür tavırlardan titizlikle kaçınır, çünkü kalbinde Allah korkusu vardır. Hiçbir zaman küçük menfaatler uğruna insanların hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaz. Tüm bunların, insanı hem Allah Katında hem de insanların gözünde küçük düşürecek seviyesiz tavırlar olduğunu bilir ve buna hiçbir zaman tenezzül etmez. Amacı hayatının her anında Allah'ın rızasını kazanabileceği davranışlarda bulunabilmektir. Allah'ın beğendiği ahlakın ancak samimiyet ile yaşanabileceğini bilir. ... O, sinelerin özünde olanı bilendir. (Sura Suresi, 24) ayetindeki gibi Allah'ın insanların kalplerinde gizlediklerini bildiğinin şuurundadır. Allah bu gerçeği bir başka ayette ''Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.'' (Taha Suresi, 7) seklinde bildirmiştir. Bu nedenle insanın, kalbinde olanı çevresindeki insanlardan gizlemesinin kendisine hiçbir faydası olmaz. Allah bunu zaten bilmektedir. İnsanın, bu gerçeğe rağmen, insanları aldatmaya çalışması büyük bir samimiyetsizlik ve akılsızlık olur. Bunun yanı sıra Kuran ahlakını yasayan bir insan, insanların rızasını kazanmanın kişiye ne dünyada ne de ahrette bir fayda sağlamayacağını da bilir. Bu nedenle iman sahipleri sirkten ve insanların rızasını kazanmaya yönelik tüm tavırlardan titizlikle sakınırlar. Bu da, onların samimiyette bir ömür boyu kararlılık göstermelerini sağlar. Çünkü sirkten tamamen arınmış gerçek bir tevhit inancı samimiyeti şart koşar.
| | | | February 19
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
RİYAZAT VE NEFS TERBİYESİ
Riyazet; maddi, nefsi arzularını meşru dairede karşılamak, en asgari seviyeye, geri plana itmek; ruhi, manevi, ulvi, yüce duyguları ön plana almak, nefsi terbiye etmek, perhiz ve manevi idman yapmaktır. Bunu şöyle açabiliriz: Hareket ile formu korumak, moral gücünü yüksek tutmak; az yemek/içmek; rejim; düzenli ve ölçülü uyumak; zamanı israf etmeden tefekkür ile değerlendirmek... Bir hadiste, `Kişi yeme içmeyi azalttığında içine nur, ışık, mana dolar`1 denmesinin sırrı budur. Zaten tasavvuf terbiyesinde, bu psiko-fizyolojik ve psişik kazanımlar; kıllet-i taam, kıllet-i menam, kıllet-i kelam (az yemek, az uyumak, az konuşmak) şeklinde formüle edilmiştir. Bunun yanında katıksız, halis sevinç, mutluluk ve huzurun helal dairede, yani, kuvve-i şeheviyenin tatmin edilmesinde yattığı; gayr-i meşru zevk ve lezzetlerin bizatihi mutsuzluk, huzursuzluk ve zehirli bal olduğu akıl, kalb ve hisler ikna edilerek anlatılır. Aynı zamanda nefsi/olumsuz duyguları müsbete kanalize eder. Gayr-i meşru lezzetlerin ve günahların verdiği zevkten kat kat elemleri beraberinde getirdiklerini izah ve ispat ederek o bataklıklara düşmekten alıkor. Emmare denen serkeş nefsimizden kurtulup, terbiye etmenin, ruhu ve duygularımızı tekamül ettirmenin, geliştirmenin yollarından birisi de dengeli ve ömürboyu riyazet/perhiz/rejim ve spor yapmak; başta yeme içme olmak üzere dengeli bir hayat yaşamak; aşırılıklardan kaçınmaktır. Böylece, Bediüzzaman`ın tesbitiyle; akıl midemize, ruh cesedimize, kalb nefsimize hakim olur; Sünnet-i Seniyye dairesinde kalıp israftan sakınır; az yemekle iktifa eder; enerjimizi ulvi hakikatlere, tefekküre, ilme, zikre, tesbihe, virde ayırıp manevi seyahat ve gözlemde mesafeler kat`etmenin yollarını gösterir. Hareket, çalışmak sporun/riyazetin diğer cephesini oluşturur. Nefsi harekete getirmek, ruh/duygu ve bedenimizi çalıştırmak bu noktada da önem arzeder. Çünkü; heyecanlı ve hareketli bir fıtratta yaratılan insanın rahatı, huzuru; çalışma, gayret, emek sarf etmektedir. Hareketsizlik, tembellik ise sıkıntı ve üzüntü kaynağıdır.2 Bu da insanın hem moral, hem de beden açısından çökmesi demektir
NEFSİN TERBİYESİ VE HALLERİ
İnsanda kötü vasıfları toplayan nefisle cihat etmek, onu kırmak gerekir. Hadis-i şerifte, `Senin en büyük düşmanın, seni çepeçevre kuşatan nefisindir` buyruldu. Peygamber Efendimiz bir savaştan dönünce de, `Küçük cihattan büyük cihada döndük` buyurdu. Eshab-ı kiram, (Ya Resulullah büyük cihat nedir?` diye sual edince, Peygamber Efendimiz, `Nefisle cihattır` buyurdu. (Deylemi)
 Nefisin terbiyesi zaruridir. Kur`an-ı Kerim`de de mealen, `Nefis-i emmare, elbette günahları, kötülükleri emreder` buyruluyor. (Yusuf 53) Hazret-i Aişe Validemiz, `İnsan Rabbini ne zaman tanır?` diye sual edince, Peygamber Efendimiz, `Nefisini tanıdığı zaman` buyurdu. (Edeb-üd-dünya)

Nefis-i emmare ile cihat
1- Riyazet, 2- Mücahede.
Riyazet, nefisin arzularını yapmamak demektir. Nefis ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Mücahede ise, nefisin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefisimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefise, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır.

Kalbi kuvvetlendirmeliyiz Kalbin nefise aldanmaması için, kalbi kuvvetlendirmek ve nefisi zayıflatmak gerekir. Aklı kuvvetlendirmek, İslam bilgilerini okuyup, öğrenmekle olduğu gibi, kalbin kuvvetlenmesi, yani temizlenmesi de, dinimize uymakla olur. Dinimize uymak için, ihlas gerekir. İhlas, işleri, ibadetleri, Allah-u Teâlâ emrettiği için yapmaktır. Kalbin zikretmesi ile, yani Allah ismini çok söylemesi ile ihlas hasıl olur. Dinimize uymak, kalbi kuvvetlendirdiği gibi, nefisi zayıflatır. Bu sebeple nefis, kalbin dinimize uymasını istemez. Dinsiz, imansız olmasını ister. Aklına uymayıp, nefisine uyan, bunun için dinsiz olmaktadır. Allah-u Teâl`nın, kullarının ibadetlerine ihtiyacı olmadığı için, kulların işleyeceği günahlar da Ona zarar vermez. Nefislerini terbiye etmeleri, nefisle cihat etmeleri ve böylece Cennete girmeleri için kullarına bunları emrediyor: `Cenab-ı Haktan korkup, nefisini kötü arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.` [Naziat 40, 41] Dine uyan, arzusuna kavuşur. Kur`an-ı Kerim`de mealen, `Nefisine uyanlardan, doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz` buyruldu. (Ankebut 69 Tefsir-i Azizi)
Akıllı olmak gerekir Her işte, nefisin arzularına uymak, nefise tapınmak olur. Nefisine uyan, küfre girebilir veya haram işlemeye başlar. Hadis-i şeriflerde buyruldu ki: `Hasislik, nefise uymak ve kendini beğenmek felakete sürükler.` [Taberani] `Akıllılık alameti, nefise hâkim olmak ve öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti, nefise uyup, Allah`tan af ve merhamet beklemektir.` [Tirmizi] Nefsin mertebeleri vardır
 EMMÂRE NEFİS
Bu nefise sahip olanlar birazcık nimet için hırs ve öfkelerini yenemediklerinden, birbirlerini parçalayabilirler ve katledebilirler. Şeytan, kendilerinin dostu olmuş, nefislerinde istediği gibi cirit oynamış, şüphe ve kuruntu ile onları azgınlaştırmıştır. Hırsızlık, iftira, yalancılık, içki, kumar, zina, cinsi sapıklık ve dedikoduyu adet haline getirmişlerdir. İmanları olmadığından zerre kadar da Allah`tan korkmazlar. Dünyanın geçici nimetlerini ve nefis arzularını tanrılaştırmışlardır.
 LEVVÂME NEFİS Kendini kınayan, ayıplayan nefis demektir. Gaflet uykusundan uyanarak gerçekleri fark eden, işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duyan ve tövbe etmeye başlayan nefisin durumudur. Emmâre Nefis`teki sıfatlar, Levvâme Nefis`te de mevcuttur, ancak bu halin farkındadır. Bazen ruh ve melekî kuvvetleri hissederek Yüce Yaratıcı`sına sığınıp ibadet eder ve böylece doğru yola girer, bazen de Emmâre Nefis`in etkisinde kalarak isyan eder, günah işler. Sonunda da pişmanlık duyarak tövbe eder.
 MÜLHİME NEFİS İlham alan nefis demektir. İlham ise Allah tarafından kalbe gelen mana, sezgi, doğuş demektir. Tasavvuf ehline göre Mülhime Nefis`in sıfatları; ilim, doğruluk, tevazu, gayret, cömertlik, sabır ve şükür`dür. Bu sıfatları her kim toplamış ise, mülhime nefis basamağına yükselen benlik,ihsan ve yardım almaya hak kazanarak ilham almaya başlar. Bakara 2/216: ` ... Allah bilir siz bilmezsiniz... ` ayetinin de belirttiği gibi neyin kötü, neyin de iyi yani takva olduğunu, Cenâbı Hakk kullarına ilham ile hissettirmektedir. Yüce Yaratıcı, nefisin iyiliğe yönelmesinden sonra ilhamı da melekleri vasıtasıyla yapmaktadır. Fussilet 41/30-31: ` Muhakkak ki (Rabbimiz Allah`tır) deyip, sonra doğrulukta devam edenler üzerine melekler sürekli inerek şöyle derler: Korkmayın, üzülmeyin de size vaat olunan cennete sevinin. Biz sizin hem Dünyada ve hem de ahirette dostlarınızız... ` Böylece kulun, ilham almak suretiyle imanı ve ilmi yavaş yavaş artar ve iyi özellik ve sıfatlarla donanmaya başlar.
 MUTMAÎNNE NEFİS İçi rahat, şüpheleri kalmamış, hakikati anlayarak tatmine ulaşmış nefis demektir. Yüce Yaratıcısından aldığı ilhamlar neticesi ilâhî ışıkla aydınlanmış; Emmâre Nefis`in sıfatları olan şirk, zulüm, küfür, yalancılık, şehvetperestlik, nefis arzusunu tanrı edinme, alaycılık, kibir, cimrilik, haset, kıskançlık, ihanet, öfke gibi kötü sıfatları tamamıyla terk etmiş, imanı yücelmiş ve takva ahlâkı olan ilâhî özelliklere bürünmüştür. Fetih 48/4: ` Allah, imanlarına iman katsınlar diye, mü`minlerin gönüllerine huzur ve mutluluk indirdi. ` Mertebesi yükselerek imanı yücelen kul da, telaş ve endişenin yerini huzur ve güven duygusu alır. Rad 13/28: ` Gönüller ancak Allah`ı anmakla mutmain olur. `
 RAZİYYE NEFİS
Razı olan, memnun olan nefis demektir. Bu yüce makam velilerin mertebesidir. Mutmaînne Nefis de tam bir güven içinde olan kul; kadere ve her türlü oluş sırlarına tam rıza gösterir, herşeyin Allah`tan geldiğinin gerçeği ile felaketleri de mutlulukları da aynı zevk içinde yaşar. Çünkü her oluş; bir gizli sebebin neticesidir, iman etmiş kulun da hayrı ve mutluluğu içindir. Velilerin mertebelerine yalnız çalışmakla ulaşılamaz. Cenâb-ı Allah kulunu isterse bu makama getirir. Şura 42/13: ` ... Allah dilediğini kendine seçer... `
 MARZİYYE NEFİS Razı olan, memnun olan nefis demektir. Rıza mertebesindeki benlik, bütün işlerinde Allah`ın yasalarını içtenlikle ve samimiyetle uygularsa, Cenâb-ı Allah`ın lütuf ve ihsanı ile Marziyye Makamına yükselir. Kul Yüce Yaratıcısından razı olduğu gibi, Cenâb-ı Allah da kulundan razı olur. Cenâbı Hakk ile kulunun birbirinden memnun olması, o kul için ne büyük bir eriş ve mutluluk kaynağıdır? Kul Allah`ta fani olmuş, irade tekleşmiş, günah-sevap endişesi kalkmış, ikilik ve farklılık kaybolmuş, Hakk ile kul bütünleşmiştir.
KÂMİLE NEFİS Kemale ermiş, kusursuz, tam arınmış nefis demektir. Bu makama Safiyye ve Sâliha Nefis de denir. Kamile Nefis sahipleri, nefisin basamaklarında en üst noktaya oturmuş Büyük Ruh`tur. Bu mertebe peygamberlerin nefisidir. Kendi varlığı yok olmuş, Cenâb-ı Hakk ile bütünleşmiştir. Diğer velilerde kısım kısım bulunan özellikleri şahsında birleştirmiştir. Cenâb-ı Allah tarafından insanlara gönderilen ilâhî bir ışıktır, o her zaman verme ve ihsanda bulunma halindedir.

| | | | | | | | | | | | | | | February 18
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
FİLİSTİN DUASI

Hacc dolayısıyla Mekke-i Mükerreme'ye giden Filistin İslami Hükümeti Başbakanı İsmail Haniye'nin Kabe'nin duvarına yapışarak sinesini dolduran gam ve kederleri Allah Tebareke ve Teala'ya arz etmesi, bir "Filistin Duası"nı canlandırdı zihinlerimizde...
Bu duayı sunuyoruz:

"Ey Kabe'nin Rabbi olan Allah'ım!
Çağrına "lebbeyk" diyerek evine geldik; bütün kalbimizle sana yöneldik; ellerimizi açıp hacetlerimizi yalnızca sana sunarak rahmetine sığınıp sana yalvarıyoruz!
Ey Etrafını mübarek kıldığın Mescid-i Aksa'nın Rabbi!
Ey Resulünü Mescid-i Aksa'dan Mir'aca yükselten İsra'nın Rabbi!

Ya Rabbi!
Dostlarımızın azlığından, düşmanlarımızın çokluğundan, içimizde ve çevremizde kurulan ihanet çemberlerinden, haince saldırılardan, kalleşçe tuzaklardan, Filistini satmaya kalkan münafık kuklalardan sana sığındık!

Ya Rabbi!
Dökülen kanlarımızdan, çiğnenen kutsallarımızdan, harab olan şehirlerimizden, esir olan çocuklarımızdan, aç kalan yavrularımızdan, talan olan ekinlerimizden, yıkılan evlerimizden sen haberdarsın!

Ya Rabbi!
Sen bizi bırakma, yardımını bizden esirgeme! Senden başka dostumuz, senden başka yardımcımız yoktur.
Ya Rabbi! Ordularını gönder Bedir'de gönderdiğin gibi, nusretini yağdır Hayber'de yağdırdığın gibi! Ya Rabbi! Halilin olan İbrahim'in makamından sana sesleniyoruz; bizleri de putkıran atamızın yolunda zafere ulaştır! Siyonizmin putunu kırmayı, ellerini kesmeye bizleri muvaffak eyle!

Ya Rabbi!
Haceru'l Esved'e el sürerek sana olan ahdimizi tazeliyoruz: bütün dünya üzerimize gelse; kanlarımız oluk oluk dökülse, bütün gençlerimiz vurulsa, evlerimiz yıkılsa da, dünya müstekbirleri ve siyonist düşman karşısında diz çökmeyecek, zillet altına girmeyecek ve onlara teslim olmayacağız!

Ya Rabbi!
Safa'dan Merve'den sana sesleniyoruz: Senin adını yüceltme, İslam topraklarını savunma ve mukaddes Filistin'i kurtarma davasında yorulmadan, korkmadan ve yılmadan direnişimizi sürdüreceğiz; Hacer'in koştuğu yerden zemzemleri çıkardığın gibi, Filistin'den de sabır ve zaferi çıkar!
 Ya Rabbi!
Mahşer gibi toplandığımız Arafat'tan sana sesleniyoruz; Ümmetizi bölüp parçalamak, müslümanları birbirine düşürmek isteyen hain düşmanlarımızın oyunlarını boz, onları kendi kazdığı kuyulara düşür! Müslümanlar arasındaki kardeşlik ruhunu güçlendir, şeytanca yakılan fitne ateşlerini söndür!
Ya Rabbi!
Taşlarıızı topladığımız Muzdelife'den, şeytanları taşladığımız Mina'dan sana sesleniyoruz; topladığımız taşlar düşmanlarımız yıkan birer bomba olsun, siyonist düşmanın bağrına saplanan kurşun olsun; atığımız kurşunlar hedefini bulsun!

Ya Rabbi!
Senin yolunda kurban sunulan İsmail'in mekanından sana sesleniyoruz: Aziz önderlerimizi, yiğit gençlerimizi, cesur kızlarımızı, şerefli annelerimizi, kundaktaki bebeklerimizi sana kurban sunduk! Sen kurbanlarımızı kabul eyle!
 Ya Rabbi!
Müminlere feth-i mübinleri va'deder sensin! Sabah'ların yakın olduğunu, zulmedenlerin devrileceğini, mustaz'afların önder olacağını, salih kullarının yeryüzünde egemenlik kuracağını va'deden sensin! Bizi bir feth-i mübin sabahında özgür Kudüs'e ulaştır; Kur'an bayrağı altında İslam nizamına yetiştir!
 Ya Rabbi!
Sen dualara icabet edensin, sen belaları def edesin, sen müşkilatları çözensin; sen kullarına yardım edensin, sen yüreklere ferahlık verensin! Dualarımızı kabul et; üzerimize çöken belaları, karşılaştığımız engelleri, önümüze çıkartılan zorlukları kaldır! Yardımınla yüreklerimizi sevindir!
Amin, yâ rabbe'l âlemin...

http://zsenturk54sspace.spaces.live.com
| | | | | | | | | | | | | | | February 12
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YA RASULALLAH
Ben seni görmeden sevdim Yorgun gecelerde titreyen
bir yetim bir öksüz yüreğimde sevdim seni .. Ey gönül bahçemde büyüttüğüm nazlı çiçek, Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı Bu hasret, bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek?
  
Ben seni görmeden sevdim
Yolunu gözledim bir Medine sabahı Ellerimde güller,
güller ki kokunu aldığım, kokunu alıp yandığım yanıp yanıp ağladığım...
  
Ben seni görmeden sevdim Gözlerini gözlerime değdir efendim, ellerini ellerime Sevmeyi senden öğrendim ilkin,
sevilmesi gereken her şeyi senden Şefkat seninle mana buldu, buz çöllerini seninle aştım
  
Ben seni görmeden sevdim Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade Seninle yaşamak seninle ölmek, ama en çok seni seni görmek istedim...
  
Ben seni görmeden sevdim,
kokunu aldım güllerde, Ben seni görmeden sevdim, adını andım yürekte Sevgili Sevgili en Sevgili!!!!!
 
'......NEREDE BİR GÜZELLİK VARSA O'NDAN BİR AKİSTİR..
Alemde bir çiçek açılmaz ki
O'nun nurundan olmasın..
O Kİ O NUN HÜRMETİNE VARIZ..
O solmayan
aksine gün geçtikçe tazelik ve teraveti
daha da artan,
serapa nurdan ibaret
bir gonca-i ilahidir..............''
| | | | | | | | | | | | | | | February 09
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
zsenturk54sspace.spaces.live.com
TEVEKKÜL NEDİR?
      
Çalışmanın ve sebeplere yapışmanın ihmâli
tembellik demek olduğuna göre, tevekkül ile tembellik arasında bir zıtlık vardır.
İslâm dînînde tevekkül vâcib, tembellik haramdır.
"Tevekkül demek,
görevin îfâsını Allah`a havâle etmek değildir;
emri ve kararı Allah`a bırakmaktır.
Allah`ın emrini canla başla yerine getirmeye çalışmaktır. Kısacası tevekkül, "tefvîz-i vazife" (görevi havâle) değil;
"tefvîz-i emr" (kararı havâle)dir.
Birçokları bu konuda gaflete düşerek
tevekkülü, vazifeyi terk etmek sanırlar. Yani kulluk görevlerinin yerine getirilmesini Allah`a havâle edip,
emir ve komuta mercii olarak kendilerini görmek isterler.
Sanki kul vazifesiz oturacakmış,
namaz, oruç, zekat, cihad vs. gibi görevleri
Allah-ü Teâla ona emredip yaptırmayacakmış da
(hâşâ) onun yerine Allah yapacakmış gibi
bâtıl bir zihniyet taşırlar. İsrâiloğullarının vaktiyle
Hz. Musa`ya: "Git, sen ve Rabbin ikiniz savaşınız,
işte biz burada oturup duracağız." (Maide 5/24)
dedikleri gibi demek isterler.
Bu ise Allah`a tevekkül ve îtimat değil;
O`nun emrine güvensizliktir, tevekkülsüzlüktür
ve Allah korusun küfürdür.
"Allah hakkında o çok yanıltıcı (şeytan) sizi yanılgıya düşürmesin." (Lokman 31/33)
âyetinde de uyarıldığı gibi, bu olsa olsa şeytan yanıltmasıdır. İyi bilinmelidir ki, tevekkülün belirtisi
emre gönül vermek ile vazife sevgisidir."
   
Dualarınızı bekliyorum değerli kardeşlerim.. Allaha emanet olun..
zsenturk54sspace.spaces.live.com | | | | | | | | | | | | | | | January 28
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

GERÇEK
TEVEKKÜL EHLİNİN HALİ
      
Gerçek tevekkül sahibinin hâli şudur:
O, kullardan herhangi bir beklenti ve ümit içinde olmaksızın
kalp sükûnetini kazanmıştır. İnsanların elinde olan şeyleri
düşünüp tamah ederek sıkıntıya girmekten kurtulmuştur.
Kalbi, her şeyi kudretiyle evirip çeviren ve idare eden
Yüce Zata bağlanmıştır.
Fikri, her şeyi şekillendiren ve bir ölçüyle yaratan
Mevla’nın kudretiyle meşguldür. Geçim sebeplerinin olmayışı
(fakirlik) onu, ilmin kötülediği ve yasakladığı
haram bir şeyi yapmaya sevk etmez. Bu durum onu hak olanı söylemekten ve hak ile amel etmekten engellemez.
Sıkıntı ve fakirlik hâli onu Allah için sevmekten ve
Onun için kızmaktan alıkoymaz.
Maddi sebepler halkın eli üzerinden ortaya konsa da,
gerçek tevekkül ehli, insanlardan utanarak,
onlardan bir şey bekleyerek veya belli menfaatlerin kesilmesinden korkarak hak olanı terk etmez. Başına gelen sıkıntılar
ve fakirlik halleri onu insanların keyfine ve kötü arzularına göre davranmaya, batıl olan şeylere yönelmeye yahut hak olanı
söylemesi gereken yerde susmaya itmez.
Bu hal onu Allah için düşman olunacak kimseyi dost etmeye
veya Allah için sevilecek bir dosta düşmanlık yapmaya götürmez.
Böyle bir duruma girip insanlar yanındaki durumunu kurtarmaya, itibarını artırmaya çalışmaz.
Kendisine iyilik ve insanda bulananlara,
kendilerini üzmeyeyim diye edebi çiğneyerek
teşekkür yoluna gitmez.
Tevekkül ehli, devamlı bütün işleri yapıp yaratan Yüce Mevla’ya
nazar ettiğinden, kendi bildiği sanatla bir şey artırmaya çalışmaz.
Hep Allahu Teala’yı müşahede ettiğinden, yapmacık bir hâl ve
işe girmez. İnsanların rahat ettiği basit şeylerle o huzur ve sükûn bulmaz. Herhangi bir mahlûka güvenmez. Çünkü o, rızkın, fayda ve zararın tek bir zattan geldiğini kesin olarak bilir.
Yukarıda anlattığımız hususlar, tevekkülün farzlarıdır.
Bunları elde edemeyen bir kimse, tevekkülün faziletlerini kaybetmekten öte, tevekkül sınırlarının dışına çıkmış olur.
Bu durum onu, kalbindeki yakinin zayıflamasına götürür.
Tevekkül ehli arasında manevi hâli güçlü olanlar,
tevekkül hallerini bozacak bu durumlardan birisiyle karşılaştığı zaman, ona sebep olan bütün bağları koparır,
onları kökünden kazırlardı. Bu engellerin hepsinin terk edilmesi gerektiğine inandıkları için, yurtlarından ayrılır,
vatanlarından uzaklaşıp alışıp biliştikleri şeyleri
terk etmeye çalışırlardı.
Böylece kendilerine gelen hastalıkları, geldiği şekilde dışarı atar ve bu hastalıkların geliş şekline göre onun zıddı olan
ilaçlarla tedavi yoluna giderlerdi. Öyle ki çoğu zaman,
bu hastalıkları tedavi esnasında ilmin istediği zahiri hükümlerden ayrılmışlar ve zahirî alimlere muhalefet etmişlerdir.
Bunu, bâtın ilimlerinin icabı, müşahedelerinin gereği ve içinde bulundukları manevi hallerinin hakkını yerine getirmenin bir
sonucu olarak yapmışlardır. Çünkü zahir ehli
bu tür konularda onlara bir delil olamaz.
Bu konularda onlar zahiri ilim eline bir delil
ve hüccet olurlar. Bunun sebebi şudur:
İmanın bir zahiri bir de batını vardır.
İlmin de muhkemi/hükmü açık olan ve müteşabihi/hükmü
ve manası kapalı oaln vardır.
Arifler, doğruya ulaşmaya daha yakın ve
hakikate isabette daha başarılı kimselerdir.
Anlatılan durumlar, onların tevekküllerinin sahih olması için gösterdikleri dikkat ve hassasiyettin bir sonucudur.
Bu hassasiyet, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmenin bir
gayreti ve sahip oldukları manevi hallerinin gereği olan
hükümleri yerine getirme çabasıdır.
Bunları, kalplerinin Allah’tan gayrisine yönelmemesi,
himmetlerinin Allah’tan başkasına bağlanmaması ve nefislerinin başkasıyla huzur bulmamamsı için yapmaktadırlar.
Onlar, Allah’tan başkası ile huzur bulup sükûna kavuşmazlar. Nefislerinin kötü arzularına uyarak kalplerinin huzur ve
sükûnunu bozmazlar. Çünkü bu haller, onların yakinini bozar,
işin temeli olan imanlarını zayıflatır;
keşif ve müşahede yeri olan kalplerini esir alır;
böylece ana sermayeleri olan yakini kaybetmiş
ve güzel hallerini yitirmiş olurlar.
Bundan sonra ne kazanacaklar ve ne ile
ayakta duracaklar?
Bu anlatılan kazancın veya kaybın ne olduğunu
ancak gerçek akıl sahipleri anlar; onu baş gözleri görmez.
   
| | | | | | | | | | | | | | | December 29
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
MUHARREM AYI VE YENİ YIL
Muharrem ayının birinci gecesi, Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir. (Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571’de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekke’de doğdu. 622’de Mekke’den Medine’ye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medine’nin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.)
Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36)
Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.
Muharrem ayı ile ilgili birkaç hadis-i şerif meali şöyledir: (Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cuma’dır.) [Deylemi]
(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Tirmizi, Nesai]
(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut; çünkü o, Allah’ın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allah geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]
AŞURE GÜNÜ:
Muharrem ayının onuncu günü, Aşure günüdür. Muharrem ayı, Kur’an-ı kerimde, kıymet verilen dört aydan biridir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Aşure günü Nuh aleyhisselamın gemisi, Cudi dağına indirildi. O gün Nuh ve yanındakiler, Allahü teâlâya şükür için oruçlu idiler. Hayvanlar da hiç bir şey yememişti. Allahü teâlâ denizi, beni İsrail için, Aşure günü yardı. Yine Aşure günü Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselamın ve Yunus aleyhisselamın kavminin tevbesini kabul etti. İbrahim aleyhisselam da o gün doğdu.) [Taberani]
Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki: (Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]
Aşure günü hakkında birkaç hadis-i şerif meali daha: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani]
(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a]
(Aşure günü, ilim öğrenilen veya zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer.) [Şir’a]
(Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur.) [Şir’a]
Bugün yapılacak işler:
1- Aşure günü oruç tutmak sünnettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Aşure günü oruç tutanın, bir yıllık günahları affolur.) [Müslim, Tirmizi, İ. Ahmed, Taberani]
(Aşure günü oruç tutan o yıl tutamadığı [nafile] oruçlarının sevabına kavuşur.) [Deylemi]
(Aşure günü bir gün önce, bir gün sonra da tutarak Yahudilere muhalefet edin.) [İ.Ahmed]
(Aşurenin faziletinden faydalanın! Bu mübarek günde oruç tutan, melekler, peygamberler, şehidler ve salihlerin ibadetleri kadar sevaba kavuşur.) [Şir’a] [Yalnız Aşure günü oruç tutmak mekruhtur. Bir gün öncesi veya bir gün sonrası ile tutmalı!]
Peygamber efendimiz bir gün öğleye doğru buyurdu ki: (Herkese duyurun! Bugün bir şey yiyen, akşama kadar yemesin, oruçlu gibi dursun! Bir şey yemeyen de oruç tutsun! Çünkü bugün Aşure günüdür.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud]
Peygamber efendimiz, bugün bir hurmayı mübarek ağzında ıslatıp çocukların ağzına verirdi. Çocuklar, Resulullahın mucizesi olarak akşama kadar bir şey yiyip içmezlerdi. Bugün bazı hayvanların bile bir şey yemediği bildirilmiştir. Bir avcı, Aşure günü, bir geyik yakaladı. Geyik, yavrularını emzirip akşamdan sonra dönmek üzere, avcının izin vermesi için, Resulullah efendimizden, şefaat istedi. Avcı, geyiğin akşama kalmadan hemen gelmesini isteyince, geyik, (Bugün Aşure günüdür. Bugünün hürmetine yavrularımızı emzirmeyiz. Onun için akşamdan sonra gelmek için izin istedim) dedi. Bunu duyan avcı, geyiği Resulullaha hediye etti. O da, geyiği serbest bıraktı.
2- Sıla-i rahim yapmalı. Yani akrabayı ziyaret edip, hediye ile veya çeşitli yardım ile gönüllerini almalı. Hadis-i şerifte, (Sıla-i rahmi terk eden, Aşure günü akrabasını ziyaret ederse, Yahya ve İsa’nın sevabı kadar ecre kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)
3- İlim öğrenmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, ilim öğrenilen veya Allahü teâlâyı zikredilen bir yerde, biraz oturan, Cennete girer) buyuruldu. Bu gece ilim olarak, ehl-i sünnete uygun bir kitap, [mesela İslam Ahlakı veya Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye] okumalıdır. Ayrıca Kur’an-ı kerim okumalı, kazası olan kaza namazı kılmalı. (Şir’a)
4- Sadaka vermek sünnettir, ibadettir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, zerre kadar sadaka veren, Uhud dağı kadar sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)
(Bugün aşure ibadet) diye aşure pişirmek günahtır. Aşurenin bugüne mahsus ibadet olmadığını bilerek, bugün aşure veya başka tatlı yapmak günah olmaz, sevap olur. Bu inceliği iyi anlamalı. Tedavi niyetiyle sürme çeken bugün de sürmelenebilir. Hadis-i şerifte, (Aşure günü ismidle sürmelenen, göz ağrısı görmez) buyuruldu. (Hakim)
5- Çok selam vermeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü, on Müslümana selam veren, bütün Müslümanlara selam vermiş gibi sevaba kavuşur) buyuruldu. (Şir’a)
6- Çoluk çocuğunu sevindirmeli! Hadis-i şerifte, (Aşure günü, aile efradının nafakasını geniş tutanın, bütün yıl nafakası geniş olur) buyuruldu. (Beyheki)
7- Gusletmeli. Hadis-i şerifte, (Aşure günü gusleden mümin, günahlardan temizlenir) buyuruldu. (Şir’a)[Bu sevaplar, itikadı düzgün olan, namaz kılan ve haramlardan kaçan mümin içindir. Bunlara riayet etmeyen kimse, Aşure günü, bir değil, defalarca gusletse, günahları affolmaz.]
Hazret-i Hüseyin, 10 Muharremde şehid edildi. O yüce imamın şehid edilmesi, elbette bütün müslümanlar için büyük musibet ve üzüntüdür. Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hamza’nın şehid edilmeleri de, böyle büyük musibet ve üzüntüdür. Fakat, Peygamber efendimiz, Hazret-i Hamza’nın şehid edildiği günün yıldönümlerinde matem [yas] tutmadı. Matem tutmayı da emretmedi. Matem yasak olmasaydı, herkesten önce Peygamber efendimizin ölümü için matem tutulurdu. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Matem tutan, ölmeden tevbe etmezse, kıyamette şiddetli azap görür.) [Müslim]
(İki şey vardır ki, insanı küfre sürükler. Birincisi, birinin soyuna sövmek, ikincisi, ölü için matem tutmaktır.) [Müslim]
HİCRİ YENİ YILINIZ MUBAREK OLSUN DEĞERLİ KARDEŞLERİM

| | | | | | | | | | | | | | | December 20
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
DİL BELASI
     
Çok konuşmak, aklin ve ruhun dengesizliğine dayanan bir marazdır.
Makbul söz, en kestirme yoldan ve muhatabın kafasını teşviş etmeden
ona bir şey anlatan sözdür.
Muhataba bir şeyler anlatabilmek İçin uzun boylu konuşmaya gerek yoktur
ve hatta çok defa uzun bir konuşma
beraberinde bir kısım zararlar da getirir.
Zira çok söz tenakuzdan (1),
tenakuzlar ise karşı tarafın kafasında çeşit çeşit yeni sorular
meydana getirmeden hâli değildir.
Böyle bir durum ise, faydadan daha ziyade muhatap için zararlı olacaktır.
Akilli insan, konuşmak yerine, hem kendisi hem de başkaları için
faydalı olabilecek şahısların konuşturulmasını temin eden insandır.
Aslında akli kâinat fenleriyle kalbi de ilâhî mevhibelere doymuş
ve olgunlaşmış kimselerin yanında başkalarının konuşması
saygısızlık ve o kâmil ruhların susması da topluma zarardır.
Az söylemek, çok dinlemek bir fazilet ve ermişlik nişanesidir.
Devamlı kendini dinlettirmek arzusu ise,
her zaman bir cinnet eseri olduğu iddia edilmese bile,
mutlak bir muvazenesizlik ve hayâsızlık olduğunda şüphe yoktur.
Söylenecek her söz, bir meseleyi halletmeye ve
bir soruya cevap vermeye yönelik bulunmalıdır.
Söylerken de sorana ve dinleyenlere bıkkınlık vermeden
katiyen kaçınılmalıdır.
İnsanin, sukut durması gerektiği yerde sukut etmesi
ve konuşması icap ettiği yerde de konuşması normal ve tabiîdir.
Ne var ki, daha istifadeli olabilecek kimselerin konuşmaları,
her zaman şayan-i tercih bulunmalıdır.
Bayie bir şey, her şeyden evvel bir edep işi
ve sukut durmanın faziletini idrak etmeye bağlıdır.
Atalarımız ne hoş söylemişlerdir:
"Konuşman gümüş ise sükutun altındır."
İnsan çok söz söylemekle değil, söylediği sözlerin yerinde ve
faydalı olmasıyla kadrini kıymetini yükseltir.
Aksine, her yerde uluorta konuşan kimse, hele konuştuğu şeyler de
yüce mefhumlara ve ihtisas isteyen mevzulara dairse,
hem bir sürü hatalara düşer hem de kendi değerini düşürmüş olur.
"Çok konuşanın çok sakatata olur."
sözü ne kadar yerinde ve kıymetli bir sözdür.
İnsan sözüyle kendini gösterir ve davranışlarıyla ruh yüceliğini aksettirir.
Her sözü mutlaka onun söylemesi lâzım geliyormuş gibi
lafı kimseye bırakmayan gevezeler, zamanla bütün dostlarından nefret ve
tahkir görmeye başlarlar. Böyle bir durum ise, z
aman zaman onların da söylemeye muvaffak olabilecekleri güzel sözlerin dinlenmemesini ve dolayısıyla çok yüksek hakikatlerin
-bir geveze söylediği için- tezyif edilmesini netice verir ki,
bu da o yüce hakikatlere karşı hürmetsizlik ve saygısızlığı ifade eder.
Az yeme, az uyuma gibi az konuşma da öteden beri olgun kimselerin
şiarı olmuştur. Ruhî melekelerin gelişmesinde insana ilk tavsiye edilen şey,
lisanına hâkim olup lüzumsuz ve münâsebetsiz sözlerden sakınmasıdır.
Zira her yerde ağzını açıp saçma-sapan söz edenlerin,
kafa ve gönüllerinden daha büyük olan lisanları,
ihtimal ki, onların daimi felâketlerine sebep olacaktır.
Hem burada hem de orada..
Hele yapmadıkları sayları söyleyenlerin hâli
bütün bütün acı ve onlar hesabına düşündürücüdür.
Bu itibarladır ki, en doğru sözlünün beyanında dil ve apış arasını
muhafaza etme, cennetlere uçmanın birinci vesilelerinden sayılmıştır.
İnsan, çok konuşma, kendi beyanını beğenme ve
başkalarına söz hakki tanımama hastalığından uzak kaldığı nispette
Yaradan ve yaratıklara yakin ve onların nazarında sevimli olur.
Aksine, ne Hak katında ne de halk katında umduğunu bulamaz.
(1)Tenakuz: Söz ve fiillerin birbirini tutmaması, birbirine zıt olması.
| zsenturk54sspace.spaces.live.com | | | | | | | | | | | | | | December 13
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AFFEDİCİ OLUN..
     
Sözünüzün eri olun.
Sabır, zamanı lehimize çevirme sanatıdır. Eğitilmemiş her kuvvet zayıflığa dönüşür.
Sabır bir bekleme dönemi olmadığı için, sabırlı insan
bir yandan neticelere katlanırken bir yandan da
yeni girişimlerini sürdürür.
Kararlı olmanız hedefi yıldırır. Kendinizi hedefe kilitleyeceksiniz ve
o kilidi açması muhtemel bütün anahtarları
ortadan kaybedeceksiniz.
Kararlılık işte buna denir. Korkunuz,
korktuğunuza güç verir. Korkaklık iyi hazırlanamamanın ürünüdür.
Kuvvetlerinizi iyi komuta ediniz. Komuta gücü, kuvvetleri oranında iyi bir komutan olabilen
herkes, büyük zaferler kazanır. Kötü komutan
mevcut kuvvetlerini de elden çıkarır.
Samimi pişmanlık, gelecekteki hataları da önler.
Danışma, mesele üzerindeki aydınlığın arttırılmasıdır. Başkalarının gayretlerini, bilgilerini, tecrübelerini,
fikirlerini kendi gayret, bilgi, tecrübe ve fikirlerimize katma
faaliyeti olan danışma, yakın dostlarımızdan biri olarak
yanımızdan hiç ayrılmamalıdır.
Anahtar aramak yerine, anahtar olabilmelisiniz.
Kendinizi ifade etmekten kaçınmayın. Tribündeki seyircilerden futbol tarihine geçmiş kimse yoktur.
Zamanında yapılmayan iş, yapılmamış iştir. Küçük ikazların, büyük değeri vardır. İnsana yaklaşmak önemlidir. Onları tanıma sanatını öğreniniz. Güçlerini nereden alıyorlar?
Bunu anlayınız. İnsanı doğru değerlendirmenin bir yolu da,
görüşmenin doğru zaman ve zeminde yapılmasıdır.
Her insan bir limandır, usta kaptan bekler.
Toplumu şekillendirenler, önderlik yapanlar,
güç elde edenler eylem adamlarıdırlar.
İnsanlara anlayış derecelerine göre hitap ediniz. Başarı herkese kaldırabileceği ağırlığı kaldırtmaktır.
Doğal olunuz. Kibir emeği kirletir. Küsmeyeceksiniz. İstisnalara karşı istisna hareket etmelisiniz. Her zaman daha iyisini yapmaya çalışınız.
Unutmak, ilmin afetidir. Merhamet edin, fakat merhamet beklemeyin.
 Bana bin söz edeceğine bir şekil göster.
Bir şekil bin sözden daha iyidir.
      
| | | | | | | | | | | | | | | December 04
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

TEŞRİK TEKBİRLERİ NEDİR?
NE VAKİT SÖYLENİR?
Kurban bayramının birinci gününe yevm-i nahir,
diğer üç gününe ise eyyâm-ı teşrik denir.
Bayramdan evvelki güne ise
yevm-i arefe (arefe günü) denir ki
Zilhicce`nin 9. günü olmaktadır.
Ramazan bayramında arefe yoktur.
Arefe gününün sabah namazından itibaren
bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit
farz namazını müteâkip birer defa
اَللّهُ اَكْبَرُ اَللّهُ اَكْبَرُ لاا اِلهَ اِلاَّ اللّه وَاللّهُ اَكْبَرُ
اَللّهُ اَكْبَرُ وَلِلّهِ الْحَم
Allahü Ekber Allâhü Ekber Lâ ilâhe İllâllahü
Vallâhü Ekber,
Allâhü Ekber ve Lillâhi`l-Hamd
şeklinde tekbir alınır. Bunlara teşrik tekbirleri denir.
Teşrik tekbirleri fakîhlerin çoğuna göre,
namaz kılmakla mükellef
herkes için vâcibtir.
Sünnettir diyenler de vardır.
Teşrik tekbirleri günlerinde
namazı kazaya kalan bir kimse,
bu namazları yine teşrik günlerinde kılarsa
tekbirleri de kaza eder.
Teşrik günlerinden sonra kıldığında ise,
teşrik tekbirlerinin kazâsı gerekmez.
Kadınlar teşrik tekbirlerini gizli olarak getirirler.
KURBAN
BAYRAMINIZ
MUBAREK OLSUN
DEĞERLİ
KARDEŞLERİM
http://zsenturk54sspace.spaces.live.com | | | | | | | | | | | | | | | |